
DEPREMİN İZLERİ:
6 Şubat sabahına, biz Adıyaman halkı, depremden habersiz uyuyorduk. Ne bilirdik ki o gece, beraber uyuduğumuz son gece olacak. O anlarda, herkes sıcak yataklarında bir başka sabaha uyanacaklarını düşünüyordu. Ancak çok geçmeden, hayatımızı alt üst edecek o sarsıntıyla uyandık. Depremin şiddetinden mi, yoksa çaresizlikten mi bilinmez; bedenim, ruhum, gözlerim o sabahın korkunç anlarına kazındı. O gece dışarıda yağmur, fırtına vardı; doğa bile o anın karanlığını paylaşır gibi hırçındı. Tüm bu yaşananlar, aklımda hiç silinmeyecek bir iz bıraktı.
ÇARESİZLİK:
Deprem anında dışarıda kalan insanlar, sadece açlık ve susuzlukla değil, aynı zamanda sevdiklerinin enkaz altında olma korkusuyla baş başaydı. Ne yana dönsek, bir umut arayışıyla koşuşturan, bir yakınını arayan, enkazdan bir ses duymayı umut eden insanlar vardı. Bu çaresizlik, öyle bir çaresizlik ki anlatmaya kelimeler yetmez. O anların ağırlığını, o dehşet dolu saatleri tarif etmek, sayfalar dolusu yazsam yine de eksik kalır. Hala zaman zaman kendime bile anlatmaya cesaret edemediğim, içimde kalan tarifsiz acılar var. Üzerinden aylar geçse bile, o acı sanki hala en taze haliyle içimde duruyor.
AYAĞA KALKMA ZAMANI :
Ancak bu kez, sustuğum, içime attığım her şeyi dışa vurma zamanım geldi. Adıyaman’ın, acılarımızın, enkaz altında kalan hayallerimizin sesi olmak istiyorum. Bu acılar bize hep aynı şeyi söylüyor: Korkularımızla yüzleşmeye, acılarımızı paylaşmaya ve unutulmaz olan bu felaketi gelecek nesillere anlatmaya mecburuz. Artık çığlıklarımız, gömüldükleri yerden yükselmeli; bu çığlıklar, Adıyaman’ın sesi olarak yankılanmalı.
ADIYAMAN’IN: YER ALTINDA KALAN ÇIĞLIK SESLERİ
Bu deprem, sadece bir felaket değil; kaybettiklerimizin anısı, bizlerin yeniden ayağa kalkma çabası ve sessizlerin sesi olma mücadelesi oldu. Şimdi, her şeyin üstünden geçen zamana rağmen, içimdeki bu duyguyu bastırmadan Adıyaman’ın sesi olmaya, yaşananları unutturmamaya ve herkesin duyacağı bir ses olmaya kararlıyım. Bu, yalnızca kendim için değil; enkaz altında kalan sevdiklerimizin, hala yankılanan çığlıklarının duyulması için.
TEKRARLANAN DEPREMLER :
Bugün yine Adıyaman’da bir deprem oldu. Bir kez daha sarsıldık. Artık deprem korkusunu yenebilir miyiz, bilmiyorum. Her ne kadar toparlanmaya çalışsak da, her deprem bizi yeniden dağıtıyor. Bu sefer Malatya’da olan deprem Adıyaman’dan çok net hissedildi, üstelik 5.3 büyüklüğünde. Her sarsıntıyla, geleceğimizin ne olacağını sorguluyoruz; güvende miyiz, çocuklarımızın geleceği için ne yapmalıyız? Ancak tek kesin olan şey, her deprem anında çocuklarımızın yaşadığı korku.
Onlar da bu sarsıntılarda bizlerle birlikte sınanıyorlar. Deprem anında o küçük bedenlerin çaresizce titrediğini görmek, gözlerinde beliren korkuyla yüzleşmek bizler için tarifsiz bir acı. Kalplerinin kuş gibi çarptığını, yüzlerinde o depremin bembeyaz rengini, sanki yaşadıkları travmanın bir izini taşıdıklarını görmek çok zor. Kendilerini güvende hissetmeleri gereken yerde, gözleriyle bir cevap arayarak bize bakıyorlar. Küçücük bedenlerine çok büyük korkular yüklenmiş gibi; ellerimizden tutan o titrek elleriyle, “Ne yapacağız?” der gibi bakıyorlar yüzümüze.
ÇOCUKLARIN SESSİZ ÇIĞLIĞI :
Anne-baba olarak biz de onların güvenini sağlamak istiyoruz, ama bazen çaresizlik içinde çırpınıyoruz. Depremin belirsizliği ve her an tekrar etme ihtimali, bizlere her şeyin ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor. Böyle zamanlarda, en içten dualarımıza sığınıyoruz. Allah’ım, hiçbir anneyi böyle çaresiz bırakma. Herkese dayanma gücü ver; çocuklarımızı, ailelerimizi koru. Bizlere bu dünyada huzur içinde yaşama imkanı sun.
Belki de tek yapabileceğimiz, elimizden geldiğince sağlam bir şekilde ayakta durmak, çocuklarımıza her şeye rağmen güven vermeye çalışmak ve dualarımızı eksik etmemek. Allah’ın izniyle bu zorlukları da aşacağımıza inanıyoruz.


