
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bugünün benim için tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyorum. Bazen kendimi gerçekten bir kadın gibi hissetmiyorum. Ama yaşadığım zorluklara bakınca, evet, ben bir kadınım.
Eğer kadınlar için güzel şeyler söylenecekse, işte o zaman kendimi bu isme layık görmüyorum. Çünkü bana hiçbir zaman kadın olduğum hissettirilmedi. Güzel giyindiğimde yargılandım, “Abartma” denildi. Kendimi sevmeye başladığımda, “Sen kendini ne zannediyorsun?” diye susturuldum. Kendime iyi davrandığımda, “Sen kimsin? Kendini çok mu güzel sanıyorsun? Tabii ki güzel değilsin, sakın şımarma!” sözleriyle küçümsendim.
Ama kadın olduğumu kesin olarak hissettiğim anlar da var. Ne zaman mı?
“Kadınsın, sus!” dendiğinde.”Kadınsın, iki adım geride yürü!” emri verildiğinde.”Kadınsın, toplumda konuşma hakkın yok!” diye susturulduğumda.”Kadınsın, senin evin yok!” hatırlatıldığında.”Kadınsın, bize muhtaçsın!” diye önüme duvarlar örüldüğünde.
Ve daha neler neler…
Bazen sadece bir gölge gibi hissediyorum. Birilerinin hayatında varım ama görünmezim. Çoğu zaman bir anne olarak tanımlanıyorum ama bir birey olarak var olup olmadığım bile sorgulanıyor. Kendi kararlarımı almak istediğimde, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştığımda, hep bir engel, hep bir bariyer…
Kadın olmak demek, kendini sürekli ispat etmek zorunda kalmak mı? Kendini sevmek bile bir suç mu? Toplumun gözünde kadın olmak sadece fedakârlık ve sessizlikle mi ölçülüyor?
Şimdi soruyorum, ben neyim?Bir anne miyim? Bir kadın mı? Bir hiç mi? Yoksa hiç kimse mi? Bir insan mıyım, yoksa sadece çaresiz, ezik bir kadın mı?
Bugün 8 Mart. Ama bu sorularım hâlâ cevapsız. Ve ben, cevaplarımı aramaya devam ediyorum.


