
Benim en sevdiğim an, yazabildiğim andır. Yazarken mutluluk ve huzur içinde olurum. İşte tam da şu an, öyle bir an. Çok huzurluyum. Ama bu huzur alışılmış türden değil. Bugün günlerden büyük bir boşluk. Evet, yanlış duymadınız. Kendimi boşluğa bırakmış, sadece akışı seyrediyorum. Ve bu günlerde çok yorgunum. Hayatla uğraşmaktan, didinmekten vazgeçmiş gibiyim.
Denizin Üzerinde Sırtüstü
Bir düşünün; denizin üstünde sırtüstü yatıyorsunuz ve sizi sonsuzluğa doğru sürükleyen bir akıntı var. Ne kürek var elinizde, ne bir yön. Sadece suyun sizi nereye götüreceğini izliyorsunuz. İşte ben tam da böyle hissediyorum. Sanki gökyüzünde boşlukta sağa sola savruluyorum. Ne bir kontrol var elimde, ne de bir yön duygusu. Sadece savruluyorum.
Olmayanların İçindeki Huzur
Bu hissin içinde ölüm yok, hastalık yok, yok olma korkusu da yok. Ama bir düzen de yok. Yol yok, hedef yok, varış yok, bekleyiş yok. Tuhaf bir huzur var sadece. Sessiz, dingin, ama bir o kadar da yalnız.
Derin Bir Yalnızlık
Kendimi çok ama çok yalnız hissediyorum. Ruhumun derinliklerinde bir boşluk var. İçinde kaybolduğum bir boşluk. Şimdi merak ediyorum; ilerleyen günlerde beni bu derin uykudan hangi güç uyandıracak? Bu kez kalkma sebebim ne olacak? Hangi neden bana yeniden “kalk” diyecek?
Akışa Bırakmak
Şu an sadece boşluktayım. Akış beni nereye, hangi hayat zorluklarına sürükleyecek, merakla bekliyorum. Ve eğer benim gibi hisseden biri varsa… sakın kendinizi zorlamayın. Bazen kendini akışa bırakmak, en mantıklısı olabiliyor. Bırakın hayat, sizi bir süre taşısın. Çünkü bazen sadece nefes alabilmek bile bir direniştir.


