
Gece Yarısı Düşüncelerim
Saatler 00:02’yi gösterirken ancak köşeme çekilebildim. Çocuklar büyüdükçe her şey daha da zorlaşmaya başladı. Kimseye laf anlatamama dönemine giriyor insan; kimseyi uyutamıyorum, kimseye laf geçiremiyorum.
Çocuk sayısı beş olunca yaşadığım yorgunluk, gerginlik, çile, çıldırma, çaba beş katına çıkıyor. Bazen gerçekten nefes alamıyorum, kafayı yiyecek gibi oluyorum. Hâlâ yan odadan sesleri geliyor, ikide bir sesleniyorum. Üzerimde kocaman bir tır sabit duruyormuş gibi hissediyorum. Ölmenin hiç de kolay olmadığını anlıyor insan.
Anne Kalbi ve Çelik Gibi Dayanıklılık
Beynim patlayacak gibi oluyor, kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor, vücudum felç geçirecek duruma geliyor… Ama ölmüyorum! Gerçekten Allah insanı çelik gibi yaratmış olmalı ki, ölmüyoruz. Biz annelerin ölmeye bile hakkı yok.
Bazı dönemler özellikle, resmen “ölüyorum” zannediyorum. Ben bütün bunları yaşarken hâlâ denizin üstünde sırtüstü yüzüyormuşum gibi hissediyorum. Umarım dalgalara yenik düşmez bedenim, bilincim, ruhum… Elbette ki tekrar kalkmak zorundayım. Dalgalara yenik düşmeye hakkım yok. Bunu çok iyi biliyorum.
Zamansızlığın İçinde Kısa Mola
Sadece zamana ihtiyacım var. Ama o da bende hiç yok. Zamanı unuttum ben. Fakat bedenim ve ruhum artık benden zaman istiyor. Öte yandan çocuklar, akrabalar, sorumluluklar da kesinlikle kendilerinden taviz vermiyorlar. Yani bedenime, ruhuma zaman vermeye hiç niyetleri yok maalesef.
Bakalım, hele nereye kadar devam edecek bu durum? Ölmediğime göre yaşıyorum demektir. “Çıkmadık candan umut kesilmezmiş” der atalarımız. Elbet bir gün sıra dinlenmeye de gelecek. O zamana kadar yapabildiğim kadar güçlü kalmaya çalışacağım.


