
Annem ve Koca Bir Uçurum
Güneşin ilk ışıklarıyla, en derin yaralarıma dokunmak istiyorum. Annesizliğin nasıl bir duygu olduğunu, yaşadığım en büyük acının izlerini sizinle paylaşmak için buradayım. Bazı acılar vardır; anlatması zor, anlaması daha da zor. Bu, tam olarak onlardan biri.
Uçuruma Düşmek Gibi
Annemin öldüğü o gün hissettiğim acıyı şöyle tarif edebilirim: kocaman bir uçurumun kenarında dururken, aniden boşluğa düştüğünüzü düşünün. Gözlerinizi açtığınızda, hissettiğiniz tek şey tarifsiz bir sancı; ama bu sancının nereden geldiğini, nereye gittiğini bilemezsiniz. Etrafınızda insanlar olsa bile, derin bir yalnızlık içinde savruluyorsunuz.
Yıllarca Yanıp Durmak
Bu acıyla başa çıkmak hiç kolay olmadı. Yıllarca içimde cayır cayır yandım. Hangi yöne savrulacağımı bilemeden, hayatın içinde oradan oraya çarptım. Annemin taziyesine gelen anne-kızlara uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. O bakışlarda, annesi olan çocukların yaşadığı güven duygusuna olan özlem vardı. Bugün bile 40-50 yaşındaki çocuklarını koruyan anneleri gördüğümde, içimdeki boşluk derinleşiyor, içim burkuluyor.
Bu Yara Hiç Kapanmayacak
Annesizliğin getirdiği bu yara, ömrüm boyunca içimde taşıyacağım bir iz. Bu acıyı yaşayan herkesin, burunlarının direği sızlamıştır bile. Bu acı, bizler için kalıcı bir yük. Zamanla hafiflediğini düşünsek de, aslında asla kaybolmuyor.
Acıyı Paylaşmak, Yara Üzerine Merhem Olabilir mi?
Bu yazıyı yazarken, benimle aynı duyguları paylaşanlara seslenmek istiyorum. İçinizde anlatamadığınız bir acı varsa, onu paylaşmaktan çekinmeyin. Birbirimize, bu satırlarda destek olabiliriz. Gelin, acılarımızı konuşalım; belki de içimizdeki yükler biraz hafifler.
Eğer siz de bu satırlarda kendinizden bir şeyler bulduysanız, yaşadıklarınızı yorumlarda paylaşın. Belki anlatmak, yalnız olmadığımızı hissettirir. Bu hikayeyi paylaşmak, bir başka kalbe dokunabilir. Beraber bu yolculuğu hafifletebiliriz.


